Kuran'da Tebliğ (04/11)
Tevhid ve Şirkin Anlatılması
Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir).
(Bakara Suresi, 163)
(Bakara Suresi, 163)
İnsanların önemli bir bölümü Allah'a inanır. Ancak onları asıl iman yolundan saptıran şey, kendilerine Allah'tan başka ilahlar edinmeleridir. Bu durum, Kuran'da şirk (ortak koşmak) olarak tanımlanır; şirk koşanlara ise "müşrik" denir. Buna karşın, İslam'ın özü "tevhid"dir; yani "birlemek", "tek ilah olarak Allah'ı kabul etmek ve O'ndan başka hiçbir varlığa kulluk etmemek"tir.
Ancak ilginçtir, Allah'tan başka ilah edinenlerin neredeyse tümü, kendilerinin müşrik olduğunu kabul etmez. Aksine, çeşitli sözde açıklamalarla, ideal bir Müslüman olduklarını öne sürerler. Kimileri, edindikleri ilahlar için, "...Biz, bunlara bizi Allah'a daha fazla yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz..." (Zümer Suresi, 3) derler. Kuran'da bu ve benzeri yöntemlerle, şirk koştuklarını inkar etmeye çalışan müşriklerin durumundan şu şekilde söz edilir:
Bugünkü cahiliye toplumu da, tam anlamıyla bir müşrik topluluğu olduğu halde, bu durumu kabul etmez ve kendilerinin ideal birer Müslüman olduğunu iddia ederler. Çünkü onların zihniyetine göre, şirk koşmak, yalnızca tahtadan taştan yapılmış putların ya da totemlerin önünde secde etmekten ibarettir. Allah'tan başka ilah edinmeyi, yalnızca üç boyutlu ve cansız bir suret önünde yere kapanmak sanırlar.
Oysa secde, bir varlığa kulluk etmenin yalnızca sembolik bir ifadesidir. Ve bir insan bir varlığın önünde secde etmese de, O'na kulluk ediyor olabilir. Allah'a ait olan sıfatları kendi zihninde söz konusu varlığınmış gibi düşünmesi, "müşrik" olması için yeterlidir.
Allah, rızası aranmaya layık olan tek varlıktır. Buna rağmen eğer insan Allah'ın dışındaki varlıkların rızasının peşinde koşar, örneğin insanlara kendini beğendirmeye ve onları mutlu etmeye çalışırsa, onları kendine ilah edinmiş olur. Allah'tan başka varlıklardan yardım bekler, medet umarsa, onları ilah edinmiş olur. Hayatını Allah'ın kurallarına göre değil de, başka varlıkların kurallarına uygun olarak yürütmeye karar verirse, o varlıkları "Rab" kabul etmiş, yani yine ilah edinmiş olur.
Buna karşılık, "muvahhid" (birleyen, şirk koşmayan) mümin karakteri, Allah'tan başka bir Rab, eğitici, dost, sahip ve ilah tanımamaktır. Kuran'ın ilk suresi olan Fatiha Suresi'nde geçen "Yalnızca sana kulluk eder, yalnızca Senden yardım dileriz" (Fatiha Suresi, 4) ayeti, bu katıksız imanın ifadesidir.
Zaten insan, fıtrat (yaratılış) yönünden tevhide inanmaya ve tevhide göre yaşamaya eğilimlidir. "Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım" (Zariyat Suresi, 56) hükmü, insanın sadece Allah'a kulluk etmek için var olduğunu haber verir. Bu durumda insana düşen, yaratılış amacına uyarak "muvahhid" bir biçimde Allah'a ibadet etmektir. Yaratılışına uygun olan bu olduğu için, en kolay yol da budur. Nitekim Kuran'da şöyle denir:
Tebliğ yapılan kimseye anlatılacak en temel konu, işte bu şirk ve tevhid konusudur. Ona, içinden çıktığı toplumun pek çok yönden şirk koşan bir toplum olduğu açıklanmalı, gerçek imana kavuşmak içinse, kendisinde köklü bir değişim yapması gerektiği anlatılmalıdır. Allah'ın dininden üstün tuttuğu herşeyden yüz çevirmesi gerektiği bildirilmelidir.
Anlatılmalıdır ki, insanın değil herhangi bir varlığı, kendi istek ve tutkularını Allah'ın emir ve yasaklarından üstün tutması başlı başına büyük bir şirktir. Kuran'da bu tür insanlar, "kendi hevasını (istek ve tutkularını) ilah edinenler" (Furkan Suresi, 43) olarak tanımlanır ve Allah Kuran ayetlerinde bu kişilerin durumlarını şu şekilde bildirir:
İnsanı şirkten kurtarmak için ona verilmesi gereken en önemli bilgi ise, gerçekte maddenin asıl mahiyeti ile ilgili "özlü bilgi"dir. Eğer insan; maddesel evrenin gerçekte bir "hayal", yani bir "vehim" olduğunu hisseder ve tüm varlıkların gerçekte Allah'ın sıfatlarının tecellisine mazhar olan birer "gölge varlık" olduğunu anlarsa, o zaman tek gerçek varlığın ve dolayısıyla yegane ilahın Allah olduğunu kalben kavrar.
Sonuçta insanın şirkten kurtulabilmesi; Allah'ı herşeyin üstünde tutması, O'nu herşeyden daha fazla sevmesi ve O'nun hükmünden başka hiçbir hükmü tanımaması ile olur. Bu ise, cahiliye toplumundaki yerleşik karakter ve zihin yapısının tümüyle yıkılıp, yerine Kuran'a dayalı bir karakter ve zihin yapısının oturtulmasını gerektirir. Tebliğ yapılan kişiden asıl beklenen hareket de budur, aksi halde din ahlakı kendisine anlatılmış, ama ona itaat etmemiş bir kişi olarak çok büyük bir azapla karşılık bulabilir.
Ancak kendi içindeki bu önemli değişikliği yapabilmesi için, ona yardımcı olmak gerekir. İlk yapılması gerekenlerden biri, kendisine gerçek İslam'ın anlatılmasıdır. Çünkü cahiliye toplumunda tanımış olduğu din, bir sürü hurafe ve bid'atle karışmış olan çarpık bir modeldir ve bu model yüzünden İslam'a karşı pek çok önyargıya sahip olması mümkündür. Ya da dini hiç tanımıyor olabilir. Bu nedenle, din ahlakının bu gibi kişilere detaylı bir biçimde anlatılması şarttır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder